Icerige atla
Politika ⭐ 78/100

Başyazı: Kırığa aspirin yazmak

Başyazı: Kırığa aspirin yazmak

Malta'daki seçim kampanyasının merkezine yeni bir kavram yerleşti: iyi oluş (well-being). Yakın tarihte ilk kez ulusun ruhsal ve fiziksel sağlığı birincil siyasi mücadele alanı olarak ele alınıyor. Bu değişim ilk bakışta bir zafer gibi görünüyor çünkü bir ulusun başarısının yalnızca GSYİH ile ölçülemeyeceğini kabul ediyor.

Ancak iki büyük partinin programları giderek birbirine benzedikçe rahatsız edici bir soru beliriyor: Liderlerimiz dertlerimize gerçek bir çare mi sunuyor, yoksa çöküşümüzü daha keskin bir şekilde takip etmek için bir araç mı veriyor?

Her iki tarafın siyasi önerileri klinik odakları açısından dikkat çekici biçimde benzer. PN lideri Alex Borg, vizyonunu klinik müdahale üzerine kurdu ve herkes için ücretsiz fiziksel ve ruh sağlığı taraması sözü verdi. İşçi Partisi de bu yaklaşımı yansıtarak vatandaşın seçeceği bir psikologla ücretsiz ruh sağlığı kontrolü ve hükümet girişimlerinin etkisini ölçecek bir 'İyi Oluş Endeksi' önerdiğini açıkladı.

Bu fikirlerin yadsınamaz bir değeri var. Ancak gerçek etkilerini anlamak için bu önerileri Maltalı vatandaşların günlük gerçekliğiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Ruh sağlığı taramaları ve psikolog kuponları yararlı, fakat bunlar bir krize verilen yanıt; sağlık stratejisi değil.

Malta İyi Oluş Endeksi ve son Eurostat göstergelerine göre bir 'Malta paradoksu' yaşıyoruz. Genel yaşam memnuniyeti ekonomik faaliyet ve sosyal bağlar sayesinde görece yüksek seyrederken, duygusal iyi oluş istikrarlı biçimde geriliyor. İlerlemesinden memnun ama giderek daha kaygılı, stresli ve tükenmiş bir ulusuz.

Bu durumun nedenleri sır değil; ama siyasi sınıfın en az dokunmak istediği konular tam da bunlar. İyi oluşumuz üç yapısal sütunun ağırlığı altında eziliyor: zamanımızı yiyip bitiren kronik trafik sıkışıklığı, başımızı sokacak bir ev için sürekli çalışmayı zorunlu kılan fahiş emlak fiyatları ve insanı tüketen aşırı yapılaşma.

Eurostat'ın sosyal etkileşim ve doğanın iyi oluşa katkısına ilişkin göstergeleri en büyük eksiklerimizi gözler önüne seriyor.

Yeşil alanların yerini beton kanyonlar aldığında ve sabah 6'daki kırıcı sesleri 'dinlenme hakkını' ihlal ettiğinde, psikolojik bedel giderek birikiyor.

Yüksek enflasyon ve erişilmez emlak piyasası nedeniyle genç çiftler çoğu zaman onlarca yıl sürecek bir finansal hayatta kalma savaşına itiliyor. Yeni anne babalar bebekleriyle geçirecekleri zamanın yerine maaş güvenliğini koymak zorunda kaldığında iş-yaşam dengesinin 'yaşam' bileşeni ulaşılmaz bir lükse dönüşüyor.

Buna karşın parti programlarına ve kampanya söylemlerine bakıldığında nüfus yoğunluğu, aşırı yapılaşma ve trafik gibi üç temel sorun adeta görmezden geliniyor. Hem Alex Borg hem de Robert Abela yaşam tarzımızın nedenlerinden çok sonuçlarına odaklanıyor. Çevrenin tahribatını durduracak veya inşaat çılgınlığını soğutacak somut ve köklü öneriler sunmayı başaramadılar.

Mevcut yaklaşım şu benzetmeyle özetlenebilir: Hükümet ve muhalefet, halkın stres, gürültü ve kirlilikten oluşan zehirli bir büfeyi tıka basa yediğini görüyor. Buna karşılık her iki lider de bize ücretsiz bir diyetisyen ziyareti öneriyor. Ama hiçbiri menüyü değiştirmeyi teklif etmiyor.

Peki neden kök nedenleri konuşmuyoruz? Trafiği çözmek altyapımızı köklü biçimde yeniden düşünmeyi ve araba odaklı kültürümüze meydan okumayı gerektirir. Emlak fiyatlarını ve aşırı yapılaşmayı çözmek ise ekonomik büyümemizin koltuk değneğine dönüşmüş, aşırı ısınmış bir sektörü soğutmayı zorunlu kılar.

Eğer iyi oluşumuzu gerçekten artırmak istiyorsak tepkisel önlemlerin ötesine geçmeliyiz. Ruh sağlığı taramaları ve psikolog kuponları yararlıdır ama bunlar bir krize verilen yanıttır, bir sağlık stratejisi değil. Bir siyasi lider çıkıp gürültüyü azaltacak, kent merkezi yoğunluğunu düşürecek ve trafikte kaybedilen saatleri bize geri verecek somut bir plan sunmadıkça, iyi oluş yalnızca bir kampanya sloganı olarak kalacak.

Paylaş: