Yedi yıl içinde ikinci kez bir havai fişek fabrikasının yerleşim alanına yakın bir noktada patlaması karşısında, seçilmiş temsilcilerden beklenen asgari tutum güvenlik sorununa ciddi biçimde eğilmektir.
Ancak Malta'nın iki önde gelen Avrupa Parlamentosu üyesinin sunduğu şey, kültürel egemenlik söyleminin arkasına gizlenmiş bir statüko savunusu oldu.
Maltalı milletvekillerinin ulusal gündemi tamamen taşralı bir bakış açısına indirgemesi maalesef alışılmış bir hâl aldı. Bu özellikle Malta'yı Avrupa'nın geri kalanından ayrıştırarak güvensiz ya da çevreye zararlı sözde 'gelenekleri' korumak veya ekonomik ve endüstriyel sektörleri AB düzenlemelerinden muaf tutmak söz konusu olduğunda belirginleşiyor.
Sosyal medyada birbirleriyle sürekli atışan rakipler olan İşçi Partili milletvekili Alex Agius Saliba ile Milliyetçi Parti milletvekili Peter Agius, ulusal çıkarları savunma konusunda hemfikir.
Agius Saliba bu vesileyle Avrupa Parlamentosu'ndaki meslektaşlarına havai fişeklerin Malta'nın kültürel mirasının "ayrılmaz bir parçası" olduğunu, üretiminin Malta yasalarıyla düzenlendiğini ve AB'nin yetki alanına girmeyen bu konuda herhangi bir AB eylemine gerek olmadığını anlatıyor.
Yeşiller milletvekili ve başkan yardımcısı Nicolae Ștefǎnutǎ'ya yazan Agius ise kaygıyı kabul etmekle birlikte UNESCO miras statüsüne atıfta bulundu ve "ulusal yetkilerimize karşılıklı saygı" çerçevesinde daha fazla görüşme önerdi.
Her iki mektup da farklı tonlarda olsa da güvenlik tartışmasını kültürel argüman kalkanıyla bastırmaya çalışıyor. Oysa Avrupalı milletvekillerinin Malta'daki havai fişek fabrikalarına ilişkin mevcut güvenlik çerçevesinin yeterli olup olmadığını sorgulaması son derece haklı bir tutum; Maltalı milletvekillerinin mektupları ise bu konuda hiçbir somut yanıt sunmuyor.
İki milletvekili de festa tutkunlarının duygularını kaşımak amacıyla Brüksel'i Malta kültürüne baskı uygulayan davetsiz bir güç olarak gösterme kolaycılığına başvuruyor.
Buradaki en rahatsız edici iddia, "bu tür kazaların nadir olduğu" savı. Oysa 2011'de bir güvenlik komisyonu 1980-2010 arasındaki 99 kazayı incelemiş ve bu dönemde yılda 2,3 olay yaşandığını kayıt altına almıştı. Komisyon, düzenlemeler sıkılaştırılmadığı takdirde Malta'nın 2012 ya da 2013'te en az bir büyük çaplı ölümcül kaza yaşayacağını isabetle öngörmüştü. 2012'de soruşturmayı tetikleyen aynı bölgeden 500 metre uzaklıktaki Qalb ta' Gesù fabrikasında dört kişi hayatını kaybetti.
1 Haziran'da patlayan Ta' Lourdes fabrikası ise 2018'de de patlamıştı.
Aynı havai fişek fabrikası patladığında en az sekiz kişi işe gitmek üzere yoldaydı ve bunlardan ikisi fabrikaya yalnızca beş dakika uzaklıktaydı. Bu kişiler festaları için havai fişek hazırlığını tamamlamak üzere Gozo'dan fabrikaya geliyordu; Malta'nın diğer beldelerinden bazıları da yaz aylarındaki kendi festaları için biraz sonra onlara katılacaktı.
Bu olaylar ve veriler "nadir" kelimesini desteklemiyor; tam tersine defalarca gözden geçirilmiş ve uyarılmış bir düzenleyici çerçevenin sınırlarını gözler önüne seriyor. Bu çerçevenin yetersiz biçimde reforme edildiği söylenebilir.
Malta'nın gürültü kirliliği ve havai fişek fabrikalarının güvenliği konusunda acilen bir kamuoyu istişaresine ihtiyacı var. Havai fişek lobisini kızdırma korkusuyla bu tartışmayı görmezden gelmek sorumsuzluktur.
Avrupa Parlamentosu'nda iki Malta partisi de seçmenlerinin güvenliğini, hayatlarını ve evlerini bir kenara bırakıp havai fişek lobisini korumayı tercih etmiş görünüyor.
Güvenlik ve gelenek birbiriyle çelişmez.
Ancak Malta'yı Avrupa Parlamentosu'nda temsil etmek, Magħtab'da yere savrulan çiftçileri, camları paramparça olan aileleri ve yeniden bir patlama yaşamaktan korkan binlerce kişiyi de temsil etmek demektir.
Milletvekillerimiz Malta'nın kültürel geleneklerini savunmakta özgürdür. Ancak güvenlik sicilini çarpıtmalarına ve yerinde düzenleyici soruları dış müdahale olarak küçümsemelerine izin verilmemelidir.