Icerige atla
Kültür 📰 60/100

Görüş: Televizyon Ölmüyor, Değişiyor

Görüş: Televizyon Ölmüyor, Değişiyor

Bu değişimi ONE öncülüğünde yürütüyor.

Yıllardır aynı söylemi duyuyoruz: televizyon ölüyor. Ancak gerçek bundan çok daha karmaşık. Televizyon ölmüyor. Değişen şey, insanların televizyonu nasıl tükettiği, ondan ne beklediği ve neden ona yöneldiğidir.

Geleneksel televizyon anlayışı sabit bir yayın akışına dayanıyordu. Sabah programları, gün içinde hafif içerikler veya tekrarlar, akşam haberleri ve ardından gelen eğlence programları bu modelin parçasıydı. İzleyicilerin bir sonraki programı sabırla beklediği bu yapı bugün ciddi bir baskı altında. Genç izleyiciler, ki bu kavramın sınırları her geçen gün genişliyor, streaming platformları, sosyal medya ve istedikleri içeriğe istedikleri zaman erişebildikleri bir dünyada yaşıyor.

Realite şovları, yetenek yarışmaları ve hafif eğlence programları artık nadir bulunan içerikler değil. Her yerdeler. İzleyiciler bunlara talep üzerine, çoğu zaman ücretsiz ve neredeyse sınırsız seçenekle ulaşabiliyor. Ancak dağıtım sistemi değişmiş olsa da bir insan ihtiyacı dikkat çekici biçimde yerinde duruyor: insanlar önemli anları hâlâ birlikte, gerçek zamanlı ve güvenilir bir ekran üzerinden yaşamak istiyor.

İşte canlı televizyon tam bu noktada büyük bir değer taşımayı sürdürüyor.

Spor hâlâ milyonlarca izleyici çekiyor. Önemli kültürel ve siyasi olaylar canlı yayına izleyici akışı sağlıyor. Bu durumun en net görüldüğü alan ise haberler.

ONE olarak bu değişimi erken fark ettik ve buna göre hazırlandık. Eski yayıncılık anlayışının, yani dünyayı izleyicinin evine taşıma fikrinin artık yeterli olmadığını gördük. Felsefemizi geliştirdik: izleyiciyi olayların yaşandığı yere götürmeyi amaçlıyoruz.

Bu fark önemli.

Günümüz izleyicisi, sınırsız eğlence kütüphaneleriyle yarışan yayıncılara ihtiyaç duymuyor. İzleyicinin hâlâ ihtiyacı olan şey anındalık, varlık ve bağlam. Olaylar yaşanırken, olaylar bittikten sonra değil, gazetecilerin, kameraların ve canlı muhabirlerin orada olmasını istiyorlar. Tarihin yazıldığı anda orada olmak istiyorlar ve biz onları oraya götürüyoruz.

Bu yaklaşım, ONE'ın son genel seçim yayınında benimsediği stratejiyi de şekillendirdi. Yalnızca stüdyo tartışmalarına bel bağlamak yerine canlı yayın varlığına, birden fazla ve hareketli kamera konumlarına ve ülke genelinden sürekli güncellemelere yoğun yatırım yaptık. Sonuç sıradan bir televizyon programı değil, gerçek zamanlı ulusal bir deneyim oldu.

İzleyici rakamları kendi hikâyesini anlatıyor. Yatırımımız ve kültürel dönüşümümüz büyük bir başarıyla karşılık buldu.

Seçim günü ve akşamı ONE için son derece güçlü bir etkileşim üretti. Oylama sürecinde ve ardından gelen sayım beklentisi boyunca izleyiciler canlı yayınımıza giderek daha çok yöneldi. Set üstü kutu cihazlardan alınan, rastgele veya öznel örneklemeye dayanmayan gerçek rakamlar, öğleden sonra 58.000 izleyiciyi aşan tepe noktalarının akşam saatlerinde keskin biçimde yükseldiğini ve kritik anlarda 100.000'in üzerine çıktığını gösteriyor.

Bu rakamlar yalnızca ticari bir kutlama vesilesi değil. Daha önemli bir gerçeği ortaya koyuyorlar.

Televizyonun gerilediğine dair tüm öngörülere rağmen, bilginin en kritik olduğu anlarda izleyicilerin hâlâ canlı yayına kesin biçimde yöneldiğini gösteriyorlar.

Bu durum, Malta'da kamu yayıncılığı ve devletin bu yayıncılığı nasıl desteklediği konusunda daha geniş bir ulusal tartışmayı da teşvik etmelidir.

Açıkça söyleyeyim: Malta'nın bir ulusal yayıncısı olmalıdır. Kamu yayıncılığı önemli bir işlev görür ve demokratik yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Kamu Hizmet Yükümlülüğü desteğinin arkasındaki ilke hâlâ sağlam ve değerlidir.

Kamu yayıncılığı anlayışının köklü misyonu uzun zamandır net: ticari açıdan sürdürülebilir olmayan ama toplumun kültürel, eğitsel ve sosyal gelişimine katkı sunan içerikleri desteklemek. Parlamento yayınları, kültürel yapımlar, eğitim içerikleri, çocuk programları, dini yayınlar ve ulusal çıkar konuları bu çerçevenin tam içinde yer alır.

Hiçbir ciddi gözlemci bu sorumlulukların önemini sorgulamıyor.

Ancak yayıncılığa yönelik kamu desteğine ilişkin tartışmanın güncellenmesi gerekip gerekmediği sorusu da en az o kadar meşrudur.

2026 yılının medya ortamı, 2004'ünkinden köklü biçimde farklıdır.

Bugün eğlence programları reklam, sponsorluk ve önemli ticari gelirler üretebiliyorsa, kamu finansman yapıları yirmi yıl önceki gibi işlemeye devam etmeli mi? Kamu fonları, piyasanın tek başına ayakta tutamayacağı içerikleri korumak için varsa, bu desteğin günümüz gerçeklerini yansıtacak ve gerçekten eşit bir oyun alanı yaratacak biçimde nasıl dağıtılabileceği tartışılmamalı mı?

Bunlar politika, adalet ve güncellik ile ilgili sorulardır. Tartışma kamu yayıncılığının ayakta kalıp kalmayacağı üzerine olmamalıdır. Bu konuda hiçbir şüphe yok. Kamu hizmet yükümlülüğü desteği, gelir getirmese bile toplumumuzun erişmesi gereken içeriklerin var olduğu doğru kabul üzerine kuruluysa, daha geniş kitleye ulaşma potansiyeli taşıyan içerikler de kamu desteği almamalı mı? Tartışma bu nedenle kamu desteğinin asıl amacına uygun biçimde kullanılıp kullanılmadığı ve medya politikasının izleyicilerin bilgiyi nasıl tükettiğini yeterince kavrayacak biçimde gelişip gelişmediği üzerine olmalıdır.

Yayıncılık da diğer her şey gibi zamana ayak uydurmak zorundadır ve tarih bize evrimin amansız ve acımasız olduğunu defalarca gösterdi. Yayıncılığın geleceği, eski modelleri savunup uyum sağlamayı reddedenlerin değil, izleyicinin neye değer verdiğini anlayanların elinde olacaktır.

Televizyon değişti. İzleyici değişti. Kamu politikasının da artık değişmesi gerekebilir.

Silvio Scerri, ONE TV Yönetim Kurulu Başkanı'dır.

Paylaş: