Avrupa genelinde medya çoğulculuğu ve özgürlüğünü değerlendiren bir rapora göre Malta, 'yüksek riskli' ülkeler kategorisine girdi. AB fonlu Medya Çoğulculuğu ve Medya Özgürlüğü Merkezi'nin (CMPF) raporunda Malta'nın genel risk puanı yüzde 71'e yükselerek en kötü performans gösteren Macaristan'ın (yüzde 75) hemen ardından ikinci sıraya yerleşti. Raporda, bu düşüşün 'medya sahipliğinde şeffaflık eksikliği ve editoryal bağımsızlık üzerindeki artan ticari baskıdan' kaynaklandığı belirtildi.
Malta, bilgi edinme hakkının korunması (bilgi edinme özgürlüğü talepleri gibi), medyanın siyasi bağımsızlığı, editoryal özerklik ve medya sahipliğinde şeffaflık konularında 'çok yüksek risk' olarak değerlendirildi. Yüksek riskli alanlar arasında seçim dönemlerinde siyasi bilgilerin bütünlüğü ile ulusal düzenleyici kurumların bağımsızlığı ve etkinliği yer aldı.
Macaristan'la birlikte Malta, seçim bilgilerinin bütünlüğü konusunda 'en kötü performans gösteren' AB üyesi ülke oldu. Bu değerlendirme, siyasi adayların ve görüşlerinin nasıl temsil edildiğini, seçim dönemlerinde kamu yayıncıları, özel medya kuruluşları ve çevrimiçi platformlarda siyasi reklamcılığın nasıl izlendiğini kapsıyor.
Raporda, Malta'nın bilgiye erişim konusundaki kötüleşen durumu 'tekrarlanan Bilgi Edinme Özgürlüğü talebi reddine' bağlandı. Yayında, hükümetin geçen yıl bakanların mal varlığı beyanlarıyla ilgili olarak Times of Malta'ya bilgi vermeyi reddetmesine dikkat çekildi. Raporda, 'Bu durum, hükümeti bakanların mal varlığı beyanı sunma zorunluluğunun kaldırılmasını ve milletvekillerinin yalnızca eşlerine ait mülkleri beyan etme yükümlülüğünün kaldırılmasını resmen teklif etmeye itti' ifadeleri yer aldı.
Medyaya siyasi müdahale konusuna değinen rapor, Malta'da medya kuruluşlarının sahipliği yoluyla 'güçlü bir doğrudan ve/veya dolaylı siyasi kontrol' olduğunu belirtti. Raporda, sektörü denetlemekle görevli kurumların 'şikayetleri etkili bir şekilde ele almak için genellikle yeterli yaptırım yetkisine veya yeterli kaynağa sahip olmadığı' ifade edilerek Malta'nın bu açıdan 'özellikle yüksek risk' altında olduğu kaydedildi.
Malta, Çek Cumhuriyeti ile birlikte medya sahipliği şeffaflığı konusunda yeni ulusal kurallar benimseme sürecinde olmasına rağmen, 'halihazırda yeni oluşturulan AB medya sahipliği şeffaflık çerçevesinin gerisinde kalan düzenlemelere sahip'. Ayrıca Malta, diğer dokuz ülkeyle birlikte 'dezenformasyon tehdidini ele almak için endişe verici derecede az şey yaparken', yabancı aktörler tarafından bilgi manipülasyonuyla mücadele çabalarının da yetersiz olduğu belirtildi.
Rapor, geçen yıl haziran ayında sınır ötesi gazetecilik kuruluşu Investigate Europe'un, Avrupa'nın bahis sektörüyle ilgili soruşturma makalelerini Google sonuçlarından kaldırmayı amaçlayan 'en az 50 sahte telif hakkı talebiyle' hedef alındığı bir olaya dikkat çekti. Malta merkezli Amphora Media'yı da etkileyen bu olay, bir önceki yıl Times of Malta'nın, dolandırıcılıkla suçlanan eski Vitals CEO'su Ram Tumuluri hakkındaki makaleleri bastırmaya yönelik bir girişimi bildirmesine benziyor.
Rapor, çeşitli inceleme alanlarını dört ana bölümde gruplandırdı. Malta, medya özgürlüğü ve çoğulculuğunu garanti altına almak için gereken güvenceleri kapsayan 'temel koruma' alanında Macaristan'ın ardından 'orta-yüksek risk' olarak değerlendirildi. Medya çoğulculuğu alanında Kıbrıs, Romanya ve Macaristan'ın ardından dördüncü sırada yer alan Malta 'çok yüksek risk' taşırken, siyasi bağımsızlıkta Macaristan'ın ardından ikinci sırada 'yüksek risk' olarak derecelendirildi. Medyaya evrensel erişimi kapsayan 'sosyal kapsayıcılık' alanında ise Malta 'orta-yüksek risk' olarak değerlendirildi. Rapordaki sonuçlar, 'medya çoğulculuğu ve medya özgürlüğü alanında uzman bağımsız araştırmacılar' tarafından doldurulan bir ankete verilen yanıtlara dayanıyor.
Malta, AB fonlu Medya Çoğulculuğu ve Medya Özgürlüğü Merkezi'nin (CMPF) raporunda, medya sahipliğinde şeffaflık eksikliği ve editoryal bağımsızlık üzerindeki artan ticari baskıdan dolayı 'yüksek riskli' ülkeler kategorisine girdi. Ayrıca, kamu yayıncıları ve düzenleyici kurumların bağımsızlığı ile yabancı aktörler tarafından bilgi manipülasyonuna karşı mücadele çabalarının yetersizliği de endişe verici olarak görüldü.