Icerige atla
Politika ⭐ 85/100

Maske Düştü

Maske Düştü
Dil okuluna gel, çalışarak ödediğin parayı geri kazan! Nasıl? →

Eylül 2024'te maske düştü. Labour Partisi Başkanı olarak yaptığı veda konuşmasında Ramona Attard — ki bu kez milletvekili seçildi — cezai iftiranın kaldırılmasını "bir hata" olarak nitelendirdi.

Asıl dikkat çekici olan, söylenen sözler değildi — gerçi o da hatasını çabuk fark etti — ama Labour'un sonraki iki yıl boyunca bu sözler hiç edilmemiş gibi davranmasıydı.

2026 seçim kampanyası boyunca Labour, kendini demokrasi, haklar, şeffaflık ve hesap verebilirlik bayrağına sardı. Bakanlar ders alındığına dair ağırbaşlı konuşmalar yaptı. Adaylar katılım, saygı ve demokratik değerlerden söz etti.

Oysa aynı dönemde Avrupa genelinde hükümetler yıllardır SLAPP'lerle — Kamu Katılımına Karşı Stratejik Davalar — mücadele ediyordu. Bu davalar esas olarak davayı kazanmaktan çok, muhalifleri yıldırmak, bıktırmak ve susturmak amacıyla açılıyor.

Avrupa Birliği'nin vardığı sonuç gayet açıktı: Gazeteciler, aktivistler ve kamu gözcülerinin güçlülere karşı daha fazla korunmaya ihtiyacı var.

Güçlüler zaten paraya, nüfuza, medyaya ve erişime sahip. Onlar yeterince korunuyor.

Yasa, eleştiriyi susturmayı kolaylaştırmamalı. Tam tersine zorlaştırmalı. İşte Anti-SLAPP Yönergesi'nin ardındaki felsefe bu.

Malta bu yönergeyi iç hukuka aktarırken lafzına seve seve uydu ama ruhundan özenle kaçındı. Büyük ölçüde sınır ötesi korumayla yetindi.

Oysa sorun şu: Malta'nın SLAPP sorunu esas olarak sınır ötesi değil.

Gazeteci Maltalı. Aktivist Maltalı. Davacı Maltalı. Mahkeme Maltalı. Yıldırma Maltalı.

Anladınız mı? Sorun tamamen Maltalı.

Ama yerel davalara da anlamlı koruma getirilmesi önerildiğinde, Labour topu taca attı. Gazetecileri ve yorumcuları mahkemede taciz etmek her zamanki kadar kolay ve ucuz. Neyse ki bu tür davalarla mücadele etmek de nispeten ucuz, bu yüzden sağlam medya kuruluşları pozisyonlarını koruyabiliyor.

Mahkeme dışında gazeteci ve yorumcuları taciz etmek ve saldırmak her zaman daha da ucuzdu, hâlâ öyle. İnsanları bu nedenle dava etmek çoğu zaman zaman alıcı ve pahalı — tabii bunun için kamu fonlarını kullanmıyorsanız. Bu portalın Robert Abela'yı — ihtiyatlı olalım — hakkında yanlış beyanlarda bulunduğu gerekçesiyle dava ettiği bir dosya var, ama bu tür şeyler sık oluyor ve dava normal hızında ilerliyor.

Derken seçimler geldi.

Birkaç haftalığına frenler tutuldu. Kampanya bunu gerektiriyordu. Dil ölçülüydü. Retorik cilalıydı. Sivri köşeler törpülenmişti.

Sonra oylar sayıldı ve Labour kahkahalar atarak bankanın yolunu tuttu. Sanki bir anda bir kafesin kapısı ya da bir lağım kapağı açılmış gibi oldu.

Eski hedefler şaşırtıcı bir hızla yeniden ortaya çıktı. Repubblika, müttefik aktivistler, The Shift yazarları ve diğer medyadaki saygın köşe yazarları kendilerini bir kez daha demokratik haklarını kullanan vatandaşlar olarak değil, amaçları sorgulanan düşman unsurlar olarak buldu.

Bazı durumlarda, yok edilmesi gereken haşereler muamelesi gördüler. Fotoğrafları dolaşıma sokuldu, itibarlarına saldırıldı. Labour yönetimi ise kararlılıkla görmezden geldi.

Seçim kampanyasının gerektirdiği itidal, artık seçimsel olarak işe yaramadığı an çöpe atılmıştı. Denetim artık katlanılması gereken bir rahatsızlık değil, yok edilmesi gereken bir süreçti.

Avrupa'nın en büyük parlamenter çoğunluğuna sahip hükümetlerden birinin, gazetecileri, aktivistleri ve sivil toplum örgütlerini hâlâ varoluşsal bir tehdit olarak görmesi tüyler ürpertici.

Sanki Daphne Caruana Galizia'ya olanlar, bizleri ilgilendirmeyen uzak bir ülkede yaşanmış gibi. Oysa Daphne'nin öldürülmesinden çıkarılacak asıl ders, gazetecilerin daha fazla anma törenine, konferansa ya da ağırbaşlı konuşmaya ihtiyaç duyduğu değildi.

Asıl ders, onların denetlenmek istemeyenlere karşı daha güçlü korunması gerektiğiydi.

Avrupa, demokrasinin eleştirmenlere ihtiyacı olduğunu anlıyor. Labour hâlâ sadece alkış istiyor gibi görünüyor.

İngilizcenizi Malta'da eğlenerek geliştirmek ister misiniz? Bilgi al →
Paylaş: