Icerige atla
Yaşam 📰 52/100

Aile İçi Şiddeti Gizleyen Mitler: Hâlâ Neyi Yanlış Biliyoruz?

Aile İçi Şiddeti Gizleyen Mitler: Hâlâ Neyi Yanlış Biliyoruz?

Daha önce yayımlanan bir makalede, yaygın yanlış inanışların toplumun istismarı nasıl anladığını şekillendirdiği ve mağdurları nasıl susturduğu ele alınmıştı. Bu yazı, aile içi şiddetin algılanışını hâlâ etkileyen diğer mitleri inceleyerek o temelin üzerine inşa ediyor.

Farkındalık artmış olsa da şiddetin nedenleri, kimleri etkilediği ve aileler üzerindeki etkisi konusundaki zararlı varsayımlar derinden kök salmış durumda. Bu yanlış inanışlar sadece kamuoyu tartışmasını çarpıtmakla kalmıyor; istismarın küçümsendiği, yanlış anlaşıldığı veya görmezden gelindiği ortamların oluşmasına da katkıda bulunuyor.

Mit: "Aile içi şiddete aşırı alkol ve uyuşturucu neden olur."

Alkol ve uyuşturucu, aile içi şiddetin sıklığını ve yoğunluğunu artırarak durumu kötüleştirebilir; ancak tek başına şiddete neden olmaz. Alkol kullanan veya uyuşturucu alan herkes şiddet uygulamaz. Kontrol edici ve şiddet içeren davranışın sorumluluğu yalnızca faile aittir. Alkol ve uyuşturucu kullanımı asla bir mazeret değildir.

Mit: "LGBTIQA+ ilişkilerde aile içi şiddet yaşanmaz."

Medya genellikle heteroseksüel bir ilişkide kadını mağdur olarak gösterir. Ancak mağdurlar erkekler, çocuklar, engelli bireyler veya non-binary kişiler dahil herkes olabilir.

Mit: "Kadınlar da erkekler kadar şiddet uygular, erkekler bildirmez."

Erkekler de mağdur olabilir; ancak aile içi şiddet mağdurlarının büyük çoğunluğu kadınlardır. Aile içi şiddet, kadınlara yönelik ayrımcılığı pekiştiren eşitsiz güç dinamikleri ve toplumsal normlar nedeniyle ağırlıklı olarak kadınları etkilediğinden cinsiyete dayalı bir suç olarak kabul edilir. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre dünya genelinde her 3 kadından 1'i yakın partner tarafından fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmıştır.

Mit: "Çocuklar şiddeti görmezlerse etkilenmezler."

Aile içi şiddete doğrudan veya dolaylı maruz kalmak, bir çocuk istismarı biçimidir. Çocuklar doğrudan tanık olmasalar bile şiddet olayının ardından yaşananlardan etkilenebilir: yaralanmalar, ebeveynin davranış değişiklikleri, polis veya çocuk koruma müdahalesi gibi durumlar çocuğu derinden etkiler.

Çocuklar evdeki gerginliğe karşı son derece hassastır ve istismar gizlenmeye çalışılsa bile ebeveynler arasındaki korkuyu sıklıkla hissedebilir. Bu durum çocuğun gelişimini, ilişkilerde güven duygusunu, ruh sağlığını ve başa çıkma mekanizmalarını olumsuz etkileyebilir. Bu etkiler yaşam boyu süren sonuçlara yol açabilir.

Bu mitleri çürütmek salt bir farkındalık çalışması değil; hesap verebilirlik ve değişim için zorunlu bir adımdır. Aile içi şiddet ayrım yapmaz, ancak şiddeti çevreleyen sistemler ve inançlar çoğu zaman ayrım yapar. İstismarın ardındaki gerçekleri kabul ederek mağdurlara daha iyi destek olabilir, zararlı anlatıları sorgulayabilir ve herkes için daha güvenli ortamlar yaratabiliriz.

Gerçek ilerleme, şiddeti mazur görmekten, küçümsemekten ve yanlış anlamaktan vazgeçip dinlemeye, inanmaya ve harekete geçmeye başladığımızda başlar.

Paylaş: