Bu sabah uyandığımda Facebook'ta bir paylaşım gördüm. Bir kişi, oy belgesini kapısına çiviyle çakmış ve üzerine el yazısıyla şu notu bırakmıştı: "Park yeri yok, oy yok. Teşekkürler, Sayın Başkan."
Bu tek görüntü, Malta'da giderek yaygınlaşan rahatsız edici bir tutumu çok net biçimde özetliyor. Demokrasinin en önemli haklarından birini bir alışveriş aracına indirgemiş durumdayız.
Oyumuzu bir sorumluluk olarak değil, bir pazarlık kozu olarak görüyoruz. Sanki politikacılar ülkeyi yönetmek için değil, bizim kişisel isteklerimizi yerine getirmek için oradalarmış gibi davranıyoruz.
Her şeyden önce, binlerce insanın her gün park yeri bulamamaktan yakındığı bir ülkede, bir kişinin kendine ait özel bir park yerine hakkı olduğunu düşünmesi nasıl mümkün olabilir? Park sorunu ulusal bir meseledir, tek bir kişi için çözülecek kişisel bir şikayet değildir. Herkesten daha fazla ayrıcalığı hak eden kim olabilir?
Çoğu zaman oyumuzun gerçek değerini anlamakta başarısız oluyoruz. Oy vermek, politikacıları bize yaptıkları iyilikler için ödüllendirmek değildir. Bir ruhsat, park yeri, iş veya başka bir kişisel avantaj kazanmakla da ilgili değildir. Oy vermek, ülkemizin ve toplumumuzun yönünü belirlemektir.
Oy hakkı bize kolayca verilmedi. Tarih boyunca insanlar demokratik temsil için mücadele etti. Çünkü siyasi kararların yaşamın her alanını etkilediğinin farkındaydılar.
Seçimler; sağlık hizmetlerimizin kalitesini, eğitim standartlarımızı, çevremizin korunmasını, ekonomimizin gücünü, sokaklarımızın güvenliğini ve vatandaş olarak sahip olduğumuz hakları belirler.
Oy verirken geleceğimizi şekillendirecek politikaları ve değerleri seçiyoruz. Malta'nın nasıl bir ülke olmasını istediğimize karar veriyoruz. Sadece kendimizi değil, çocuklarımızı ve gelecek nesilleri de etkileyecek kararları yönlendiriyoruz.
İşte bu yüzden protesto oyları, geçersiz pusulalar ve alınmayan oy belgelerinin yaygınlaşması ciddi bir değerlendirme gerektiriyor. Her vatandaşın memnuniyetsizliğini ifade etme hakkı vardır. Demokrasi, siyasi partileri ve adayları reddetme özgürlüğünü de kapsar. Ancak kendimize şunu da sormalıyız: Bununla neyi başarmaya çalışıyoruz?
Katılmayı reddederek gerçekten bir mesaj verdiğimize inanıyor muyuz? Yoksa sadece sesimizden mi vazgeçiyoruz?
Gerçek çok açıktır: Siz oyunuzu kullanmazsanız, başkası kullanır. Seçimler sandığa gidenler tarafından kazanılır. Sonrasında alınan kararlar, siz katılmış olsanız da olmasanız da sizi etkileyecektir.
Oy vermeyi reddetmek sizi sistemin dışına çıkarmaz. Sadece sonuç üzerindeki etkinizi azaltır.
Daha da sinir bozucu olan şu: Sosyal medyada en yüksek sesle konuşanların çoğu, seçim günü geldiğinde ilk geri çekilenler oluyor.
Yıllarca trafiği, aşırı yapılaşmayı, kamu hizmetlerini, yönetimi ve yaşam kalitesini şikayet ediyoruz. Ülkenin nesinin yanlış olduğu konusunda internette bitmek bilmeyen tartışmalara giriyoruz. Ancak geleceği şekillendirme fırsatı geldiğinde bazıları evde kalmayı tercih ediyor.
Madem bunca yıldır şikayet ediyordunuz, şimdi bu sorunları çözmek için sesinizi kullanma zamanı geldi.
Demokrasi bizden şikayetten fazlasını ister. Katılım ister.
Sandık başına gitmek mükemmelliği onaylamak değildir. Hiçbir aday, parti veya yönetim her beklentiyi karşılayamaz.
Oy vermek mükemmeli bulmakla ilgili değildir. Tercih yapmak, öncelikleri tartmak ve vatandaş olarak sorumluluğumuzu kabul etmektir.
Bugün Malta oy kullanıyor. Seçimler ister yerel, ister ulusal, isterse Avrupa düzeyinde olsun, ilke aynıdır. Demokrasi, ayağa kalkıp sayılmaktır. Oyumuzun politikacılara verdiğimiz bir lütuf değil, kendimiz, toplumumuz ve ülkemiz için kullandığımız bir hak olduğunu kabul etmektir.