Kapsamlı bir ulusal jeolojik araştırma yapılması çağrısı aslında yeni bir talep değil: 2012 yılında Times of Malta bu konuyu manşetlerine taşımıştı. O zamandan bu yana doğanın seyrinde pek çok olay meydana geldi; küçük kaya düşmelerinden büyük çöküşlere, ramak kala olaylardan can kayıplarına kadar.
2012’de jeolog Peter Gatt, Malta platformunun jeolojik yapısına ilişkin bulgularını sunuyor ve iklim değişikliğinin kaya kompozisyonu üzerindeki etkilerini inceliyordu. O yıllarda bile bunun kaya yapısı üzerinde bir etkisi olacağı açıktı. O günden bu yana 2017’deki Azure Window çöküşü belki de en gösterişli olaydı, ancak hayatlara mal olan başkaları da oldu: Marsascala’da iki yıl önce ve Comino’da birkaç gün önce yaşananlar gibi.
Yetkililer Aħrax, Anchor Bay, St Peter’s Pool, Ħofriet gibi bölgelerde çılgınca ‘tehlike’ işaretleri ve uyarı bantları yerleştiriyor. Ancak bu açıkça yeterli değil. ‘Kurt diye bağırmak’ mı oldu? Hiç de değil. Malta Jeologlar Odası başkanı yıllar boyunca birçok kez kırmızı alarm verdi. Ne var ki bu kesin bir bilim değil; bir bölgenin güvensiz olduğunu söylemek, bu uyarının kendileriyle ilgili olmadığını düşünen bir halk kitlesiyle karşılaşıyor, şimdi ve burada geçerli olmadığını varsayıyorlar.
Comino kemerini ele alalım; yakın zamanda bir Çinli’nin hayatına mal oldu. Olaydan sadece haftalar önce kemerin fotoğraf fonu olarak kullanıldığı kano ve jet ski videoları paylaşılmıştı. Çöküşten hemen önce, uyarı çatlaklarına rağmen üç kişi kemerin üzerine uzanmıştı. Başka birçok noktada da benzer fotoğraf ve videolar mevcut: insanların kaya düşme riski altındaki bölgelere havlularını sermesi; ailelerin sadece bir metre kalınlığındaki uçurum çıkıntılarında yürümesi; kayıkların, tabanından kopmuş ve altındakileri yutmayı bekleyen yamaçların altına demir atması.
Böylesine ulusal bir kurumun henüz kurulmamış olması inanılır gibi değil. Bu kurumun çıktıları ekonomik faaliyetlerin belirlenmesinde önemli bir rol oynayabilir; aynı zamanda yalnızca şimdi değil, geleceğe bakarak can ve mal güvenliğini koruyacak veriler toplayabilir. Tehlikeli noktaları tespit edip düzenli olarak izleyebilir, çöküş yaklaştığında uyarı verebilir. Böyle bir yapı benzeri görülmemiş bir şey değil; birçok ülkede benzer bir kurum mevcut. Malta, AB’de bu kuruma sahip olmayan tek ülke. Artan nüfus ve ziyaretçi sayısının yanı sıra yükselen deniz seviyeleri gibi iklim değişikliğinin etkileri düşünüldüğünde bu çalışma daha da önemli hale geliyor.
Kıyı şeridinin büyük bölümünde fay hatları ve çatlaklar genişliyor; kayalar yamaçlara sadece irade gücüyle tutunuyor gibi görünüyor. Bu arada fırtınalar şiddetleniyor, kıyılarımızı rüzgâr, yağmur ve dalgalarla dövüyor, gerçek anlamda yıkıcı kuvvetler oluşturuyor. St Peter’s Pool ve Ħofriet gibi bir zamanlar sessiz olan koylar artık insan ve tekne yoğunluğu altında; bu da tehlikelerin belirlenmesini ve uyarıların ciddiye alınmasını her zamankinden daha önemli kılıyor. Denetim konusunda ciddi bir varlık gerekiyor.
Yetkililerin ‘yeterli kaynağımız yok’ diyerek işi savuşturması kabul edilemez: ne personel ne tekne ne de araç. Nüfusu büyütürken, bu kurumların artan denetim talebini karşılamak için gereken yatırımı da artırmamız gerekmez mi?
Nationalist Party seçim manifestosunda bu konuyu ele alacağına söz vermişti, ancak hükümet bugüne kadar konuyu görmezden geldi; oysa tehlike teorik olmaktan çok uzak. Bu, hükümetin halkın hissiyatını yatıştırmak için dişsiz bir kaplan yaratması gerektiği anlamına gelmiyor. Yeni bir kurum, şüphesiz statükoyu sarsacak ve toprak devrinde önemli bir isteksizlik olacaktır. Ama devretmek zorundalar… Konuşma zamanı çoktan geçti.