Mnajdra tapınak kompleksindeki megalitler yaklaşık 5.000 yıldır ayakta duruyordu. Ancak bundan 25 yıl önce yaşanan tek bir kader gecesinde vandallar, 60 ağır taşı devirdi. Müze Dairesi çalışanları yıkıcı manzara karşısında gözyaşlarını tutamadı.
Saldırı, Nisan 2001'de Büyük Cuma gecesi gerçekleşti. Olayı bizzat yaşayanlar saldırıyı "sistematik", "çılgınca" ve "şiddetli" olarak tanımladı. Tarih öncesi anıt ciddi hasar gördü.
Dünyanın en eski bağımsız yapılarından biri ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan tapınak kısmen yıkıldı. O dönemde güvenliğin yetersiz olduğu kabul edilse de ertesi sabah olay yerine gelenler için bu manzara akıl almaz bir şeydi.
Suçlular bugüne kadar bulunamadı. Avcılar, taş ocağı sahipleri, ezoterik faaliyetler ve imar izinleri gibi pek çok söylenti dolaştı. Parlamentoda söylenen bir cümle hafızalara kazındı: "Bunu yapan, tapınağın kendisinden daha fazla korunuyordu."
Heritage Malta'nın öncüsü olan Müze Dairesi arkeoloji ekibinde çalışan Mario Coleiro, o geceyi adım adım anlatıyor.
Coleiro, izin gününde vandalizm haberini alarak Mnajdra'ya geldiğinde kendini tutamadı.
"Gözyaşlarına boğulduğumu söylemekten utanmıyorum" dedi. Beklenmedik hasarın boyutu onu şoke etti. Coleiro, daha önce olduğu gibi anıta sprey boya sıkılmış olacağını düşünmüştü.
"Aslında o boyaları temizleyen kişilerden biri bendim" diye ekledi ve o dönemde diğer tarihi alanlara yapılan benzer boya saldırılarını sıraladı.
Mnajdra, yıllar önce bir fırtınada bir megalitin devrilmesiyle de hasar görmüştü. Ancak bu olay gizli bir nimet oldu.
Yapının "yanlış şekilde" yerine konması üzerine çıkan tartışma, her taşın ve çevresinin fotoğraflanması kararına yol açtı. Amaç, herhangi bir taş kazayla düşerse nasıl yerine konacağının bilinmesiydi.
Vandalizm bir kaza değildi, ancak bu ayrıntılı fotoğraf arşivi hasar değerlendirmesinde paha biçilmez bir referans noktası oldu. Coleiro, o dönemde dijitalleşmenin olmadığını ve çizimlere dayanıldığını belirtti.
25 yıl önce tarihi alanlarda güvenlik son derece yetersizdi. Tarihi bir mekânın anahtarı yakınlarda oturan bir çiftçinin ya da komşunun elinde olabiliyordu.
Bekçi ve çit olmadığı için insanlar hafta sonları alanda piknik yapabiliyordu. Coleiro, orada olduğu zamanlarda taşların üzerinden inmelerini söylediğini hatırladı.