Times of Malta'nın 'Para Koçu' köşesine bir okuyucu ilginç bir soru gönderdi. Kendisi ve eşi 10 yıldır Malta'da yaşıyor ve ısrarla ev almak yerine kirada oturmayı tercih ediyor. Peki neden?
Okuyucu, stratejisini şöyle açıklıyor: Kiralarını ana gelirlerinin en fazla %19'unda sabitleyerek, kazançlarının %30 ila %35'ini düzenli olarak yatırıma ayırabildiklerini söylüyor. Hedefleri ise bu oranı %40'a çıkarmak. Küresel çapta çeşitlendirilmiş bir portföy kullanıyorlar: %60 hisse senedi, %30 tahvil, %10 alternatif yatırım. Bu strateji yıllar içinde oldukça iyi getiri sağlamış.
Üstelik yurt dışında iki gayrimenkulleri daha var. Uzun vadeli planları, emekli olduklarında bunlardan birinde yaşayıp diğerini yazlık bölgede kısa dönemli kiraya vermek. Yani Malta'da ev almak onlar için esnekliklerini kısıtlayan bir engel olarak görülüyor.
Okuyucu, tüm bu mantıklı gerekçelere rağmen Malta'nın yükselen emlak piyasasında bir şeyleri kaçırdığı hissinden kurtulamadığını itiraf ediyor. 'Krediye geçmek şu anki birikim makinesini bozar. Aylık taksitler kiramızı aşar, bir de gizli bakım maliyetleri ve peşinat için nakiti bozmak zorunda kalırız' diyor.
Köşe yazarı Luca ise okuyucuyu disiplininden ötürü tebrik ediyor. 'Bu planın sadece teoride değil, gerçek hayatta, gerçek rakamlarla işlediğini görmek en büyük kanıt' diyen Luca, önemli bir uyarıda bulunuyor: Herkesin finansal hedefi ve mutluluk anlayışı farklıdır. Kaçırma korkusu yüzünden sağlam bir sistemi terk etmenin, tıpkı 1630'lardaki Lale Çılgınlığı ya da 1929 Buhranı'nda olduğu gibi yıkıcı sonuçları olabilir.
Luca, okuyucuya şu soruyu yöneltiyor: 'Ev almak için hayat tarzını değiştirmeye hazır mısın? Bu değişiklik seni gerçekten daha mutlu edecek mi?' Ona göre akıllı finansal kararlar, kişisel mutluluğa hizmet etmiyorsa anlamsızdır. Son sözü ise veciz: 'İdealist bir gemiyi yakalamak için o kadar uğraşma ki, zaten sahip olduğun sağlam sistemi batırma.'