ABD Başkanı Donald Trump, 20 Mart 2026'da hayatını kaybeden Robert Mueller'e sosyal medyadan sert bir saldırı yöneltti. Bu çıkış, görevdeki bir lideri hesap vermeye zorlayanların mezarın ötesinde bile ne denli ağır baskılarla karşılaştığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Mueller; saygın bir savaş gazisi, hukukçu ve kamu görevlisiydi. Yetkinliği ve tarafsızlığıyla her iki partiden de takdir görüyordu. Ancak kapsamlı 'Russiagate' soruşturması sırasında Özel Savcı olarak görev yapması, onu Trump cephesinin siyasi baskısına ve kamuoyu eleştirilerine maruz bıraktı. Hatta bazı çevreler Mueller'i cinsel taciz iddiaları üzerinden lekelemeye bile çalıştı.
Trump'ın bu açıklamaları özellikle dikkat çekici; çünkü Mueller'in raporu Trump'ı aklamamıştı. Ayrıca bu durum, kamuoyuna ABD Başkanı'nın mevcut İran krizindeki baş müttefiki İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun hâlâ yolsuzluk davasıyla yargılandığını hatırlattı. Mueller'den önce olduğu gibi, Netanyahu'nun savcısı Liat Ben-Ari de taciz ve ölüm tehditleriyle karşılaştı; kendisi ve ailesi koruma altına alınmak zorunda kaldı.
Medya yorumcuları, savcılara yönelik bu muameleyi demokratik normların endişe verici şekilde aşınmasıyla ilişkilendirdi. Tarihe bir göz atmak bu kaygıya farklı bir perspektif sunuyor.
Ocak 1649'da İngiltere Kralı Charles I, Parlamento'ya karşı zorbalığının bir iç savaşa yol açmasının ardından yargılandı. Oliver Cromwell'e yenilmesine rağmen Charles, Parlamento ile yaptığı anlaşmaları defalarca bozdu. Sonunda vatana ihanetten yargılanarak başı kesildi — bu radikal adım İngiltere'yi geçici olarak cumhuriyete dönüştürdü. Cromwell'in ölümünden sonra Parlamento, monarşiyi Charles'ın oğlu II. Charles ile yeniden kurdu. II. Charles, babasının cellâtlarını avladı ve hatta Cromwell'in çürümüş cesedini mezarından çıkartarak sembolik cezaya çarptırdı.
Görevdeki bir liderin yeniden yargılanması için yüzyıllar geçmesi gerekti. ABD'de Ken Starr, 1994'te Başkan Bill Clinton'ın Whitewater anlaşmalarını soruşturmak üzere bağımsız savcı olarak atandı. Görevi, cinsel taciz iddiaları ve Lewinsky skandalını da kapsıyordu. Siyasi motivasyonlu bir "cadı avcısı" olarak damgalanan Starr; alay, tehdit ve kalıcı mesleki zararlara maruz kaldı. "Kurnaz Willy" lakaplı Clinton ise Lewinsky hakkında kamuoyuna yalan söylemesine rağmen azil sürecinden sıyrıldı.
Silvio Berlusconi, 2003'te İtalya Başbakanı seçilmeden önce bile mahkemeyle tanışmıştı; ilk yargılanması 1995'teki rüşvet davasıydı. Vergi kaçakçılığı ve reşit olmayan bir dansçıyla cinsel ilişki iddialarını içeren 'Rubygate' skandalı dahil sonraki kovuşturmalarda, "Il Cavaliere"nin medya imparatorluğu savcılara acımasızca saldırdı. Başsavcı Ilda Bocassini yoğun kişisel karalama kampanyasına maruz kaldı; onu siyasi bir düşman gibi göstermek için "Ilda la Rossa" lakabı takıldı.
Güney Afrika'da Devlet Başkanı Jacob Zuma, 2005'te başlayan silah anlaşması yolsuzluk davasında savcılarına karşı hukuki savaş bile açtı. Zuma, siyasi ve kamuoyu baskısı nedeniyle 2018'de istifa etti. Silah anlaşması davası hâlâ devam ediyor ve Zuma, 2022'de başsavcı Billy Downer'a karşı cezai kovuşturma bile başlattı. Downer daha önce başka türlü tacizlere de maruz kalmıştı.
Trump'ın kendisi de ilk döneminde iki kez azil sürecine tabi tutuldu. Birinci azil, Trump'ın Ukrayna'yı Joe Biden hakkında soruşturma açmaya zorlamasıyla ilgiliydi; bu süreçte Meclis Yöneticisi Adam Schiff, Trump cephesinden ve yandaş medyadan saldırı, tehdit ve alay ile karşılaştı. İkinci azil ise 6 Ocak 2021 ABD Kongre baskını sonrası "isyana kışkırtma" gerekçesiyle yapıldı ve başyönetici Jamie Raskin de benzer tacizlere uğradı.
Sonuç olarak tarih, görevdeki liderleri hesap vermeye zorlayanların her zaman taciz ve zaman zaman zulümle karşılaştığını gösteriyor — herkes için adaleti korumaya yönelik bu hayati çalışmalarına rağmen. Bu durumun demokrasinin yakın dönemdeki aşınmasını mı yansıttığı tartışmaya açık. Ancak kesin görünen şu: yalnızca seçilmiş parlamentolara sahip ülkelerdeki savcılar liderlerini yargılayabildi; bu durum diğer siyasi sistemlerde hâlâ bir hayal olarak kalmaya devam ediyor.
James Vella-Bardon, Maltalı-Avustralyalı bir romancıdır.