Malta, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 12 No'lu Protokolü'nü uluslararası düzeyde yürürlüğe sokmasının üzerinden on yıl geçmesine rağmen bu protokolü hâlâ iç hukuka aktarmadı. Ombudsman yaptığı açıklamada, vatandaşların ayrımcılık davalarında adalet aramasının bu nedenle ciddi şekilde kısıtlandığına dikkat çekti.
Malta için 1 Nisan 2016'da yürürlüğe giren protokol, "ayrımcılığın genel olarak yasaklanmasını ve bağımsız bir hak olarak temellendirilmesini" öngörüyor. Protokol, mevcut kurallardan daha geniş bir koruma sunarak yalnızca Sözleşme kapsamındaki belirli haklarla sınırlı kalmadan pek çok alanda haksız muameleyi yasaklıyor.
Ancak protokol Malta hukukuna hiçbir zaman eklenmediği için yerel mahkemeler bu protokolü uygulayamıyor. Ombudsman'ın belirttiğine göre Anayasa Mahkemesi, Jonathan Ferris - Polis Komiseri (2026) ve Mark Calleja - Eğitim ve İstihdam Bakanı (2025) davalarında bu durumu teyit etti.
Ombudsman Ofisi'nin defalarca harekete geçilmesi çağrısında bulunmasına rağmen mevcut durum "bugüne kadar ele alınmamış ciddi bir eksiklik" olarak nitelendiriliyor.
Malta uluslararası düzeyde protokolle bağlı olsa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin denetimine tabi olsa da vatandaşlar yerel mahkemelerde bu protokole dayanamıyor. Ayrımcılık iddiasında bulunan kişiler davalarını doğrudan Strazburg'a taşımak zorunda kalıyor; bu süreç ise "uzun, karmaşık ve maliyetli" olarak tanımlanıyor.
Bu durum sistemin işleyişi konusunda ciddi endişelere yol açıyor. Normal koşullarda insan hakları davalarını öncelikle ulusal mahkemeler ele almalı, Strazburg mahkemesi yalnızca gerektiğinde devreye girmeli. Ancak 12 No'lu Protokol Malta hukukunun parçası olmadığı için vatandaşlar Malta yargı sistemini atlayarak doğrudan Avrupa mahkemesine başvurmak zorunda kalıyor.
Bu durum, Malta'nın uluslararası düzeyde kabul ettiği yükümlülükler ile uygulamada sunduğu imkânlar arasında ciddi bir uyumsuzluk yaratıyor. Ombudsman açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Bir devlet Sözleşme protokolünü onaylar ancak iç hukukuna aktarmazsa uluslararası yükümlülükler ile yerel uygulanabilirlik arasında yapısal bir gerilim ortaya çıkar." Kısacası hak kâğıt üzerinde var, ancak günlük hukuki kullanımda yok.
Ombudsman ayrıca şunları ekledi: "Sözleşme uluslararası bir anlaşmadır, ulusüstü bir anayasa değildir. Bu nedenle etkinliği büyük ölçüde ulusal kurumların güvence altına aldığı hakları uygulama isteğine ve kapasitesine bağlıdır."
Bu durumun daha geniş etkileri de bulunuyor. Yerel mahkeme kararları olmadığında Strazburg mahkemesi Malta'lı yargıçların görüşlerinden yararlanamıyor. Aynı zamanda davaların doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gönderilmesi, halihazırda çok sayıda bekleyen davayla uğraşan sisteme ek yük bindiriyor.
Ombudsman şu değerlendirmeyi yaptı: "Sözleşme, ulusal mahkemeler standartlarını iç hukukta uygulayabilecek konumda olduğunda en etkin şekilde işler. Bu gerçekleşmediğinde Strazburg Mahkemesi ilk derece mahkemesi haline gelir ki yardımcılık ilkesi tam da bunu önlemek için tasarlanmıştır."
Protokolün onaylanması "anlamlı bir ileri adım" olarak değerlendirilse de iç hukuka aktarılmaması "hukuki bir gerileme" olarak nitelendiriliyor. Vatandaşlar protokole kendi ülkelerinde hâlâ dayanamıyor ve bu durum ayrımcılığa karşı korumada ciddi bir boşluk yaratıyor.
Açıklamada şu ifadelere de yer verildi: "12 No'lu Protokol'ün iç hukuka aktarılması eşitlik korumasını güçlendirir, ulusal mahkemelerin rolünü artırır ve insan haklarının her şeyden önce kendi ülkesinde güvence altına alınması gerektiği ilkesini yeniden teyit eder. Bu nedenle konu daha fazla gereksiz gecikmeye mahal verilmeden ele alınmalı, düzeltilmeli ve çözülmelidir."