Icerige atla
Genel ⭐ 88/100

Nadur'da Adalet Susturuldu: Rahip, Tecavüz Mağduruna 7.000 Euro Ödeyerek Davayı Kapatmış

Nadur'da Adalet Susturuldu: Rahip, Tecavüz Mağduruna 7.000 Euro Ödeyerek Davayı Kapatmış

2008 yılında Gozo'nun küçük köyü Nadur'da, nüfuzlu Said ailesinin akrabası olan rahip Fr Michael Said çok özel bir arabuluculuk yaptı. 14 yaşındaki bir tecavüz mağdurunun ailesi, Said kardeşler Josef, Peter Paul ve Mark Lorry ile Peter Paul Debono hakkında suç duyurusunda bulununca, rahip aileyi şikâyetlerini geri çekmeye ikna etti. Gerekçesi ise ceza davasının kız çocuğunu daha fazla travmaya uğratacağıydı.

Aile bu baskıya boyun eğdi ve ertesi gün şikâyetini geri çekti. Karşılığında Said ailesinin bir diğer akrabası Reuben Said'den 7.000 euro ödeme aldı.

Savcılık, şiddetin kamusal alanda gerçekleştiğini ve dolayısıyla şikâyetin geri çekilmesiyle davanın düşürülemeyeceğini savunarak, dava sürecini re'sen (ex ufficio) devam ettirdi.

Ancak ilk derece mahkemesi, suçların işlendiği yerlerin —özel bir inşaat alanı, çitle çevrili bir avlu ve bir garaj— kamusal alan olduğunun yeterince kanıtlanamadığına hükmetti. Suçun işlendiği dönemdeki Ceza Kanunu'nun çağ dışı hükümleri uyarınca, bu tür "özel" cinsel suçların kovuşturulması için mağdurun şikâyeti hukuki bir zorunluluktu.

Başsavcılığın itirazı üzerine dava yirmi yılı aşkın bir süre sürüncemede kaldı. Geciken adalet, gerçek anlamda inkâr edilen adalete dönüştü.

Tanıklık sürecinin zaman çizelgesi, delil toplanmasında ciddi gecikmeler yaşandığını ortaya koyuyor. Mahkemeler, delillerin kabul edilebilirliğini ve şikâyetin geri çekilmesine rağmen savcılığın davayı sürdürme hakkının olup olmadığını incelemek zorunda kaldı.

2016 yılında Malta, AB direktifini iç hukuka aktararak şüphelinin polis sorgulaması sırasında avukat bulundurma hakkını güvence altına aldı. Bu durum, sanıkların daha önceki ifadelerinin hukuki savunmalarında kullanılabileceği anlamına geliyordu.

Sanıkların ifadeleri Eylül 2008'de alınmıştı; o dönemde Malta hukuku polis sorgulaması öncesinde veya sırasında avukat bulundurma hakkı tanımıyordu. Mahkeme, bu usul hatası nedeniyle ifadelerin delil olarak kabul edilemeyeceğine karar verdi.

Bu noktada Fr Said'in tartışmalı rolünü görmezden gelmek mümkün değil. Sanıklarla akrabalık bağı, onu hukuka ve ahlaka uygun davranmak yerine aile adını koruyacak bir suskunluk yasası (omertà) seçmeye yöneltti.

Uzlaşma sözleşmesini bizzat rahip imzaladı ve küçük kıza psikolojik yardım için yapılacak bir "bağış" olarak nitelendirdiği ödemeyi resmileştirdi. Mağdurun babasının tanıklığı, rahipten ve sanıkların ailesinden "işleri daha da kötüleştirmemek için" davayı düşürme baskısı hissettiğini açıkça ortaya koyuyor.

Rahibin bu süreçteki rolü o kadar belirleyiciydi ki ilk derece mahkemesi, tecavüz ve küçüğün ahlakını bozma suçlamalarının şikâyetin geri çekilmesi nedeniyle düştüğüne hükmetti. Savcılık, geri çekilmenin baskı ve para karşılığında yapıldığı için "geçersiz" olduğunu savunsa da dönemin yasaları, sırf para karşılığı yapılmış olması nedeniyle bir feragati iptal edecek özel bir mekanizma öngörmüyordu. Dava sürüncemede kalırken, artık yetişkin olan mağdur 2017 ve 2020 yıllarında tüm taleplerinden resmen vazgeçti. Bu kez tazminat olarak 120.000 euro ödendi. İkinci büyük ödeme ve ardından gelen feragat, mağdurun suçlamaları düşürme niyeti konusunda "hiçbir şüpheye yer bırakmadı".

Kilise baskısı ve nakit ödemelerin soğuk hesabıyla Nadur'da yaşananlar, adaletin sistematik olarak tasfiye edilmesioldu. Fr Said, bir başka rahip tarafından bu çıkar çatışması konusunda uyarılmış olmasına rağmen müdahalesiyle bu sonucu bizzat tasarladı. Bir din adamının, bir çocuğu korumak yerine failleri kalkan olarak savunması, aile onurunu doğrulukla karıştıran kültürel bir çürümüşlüğün göstergesidir.

Rahibin bugüne kadar sessiz kalması şaşırtıcı olmasa da Gozo Kilisesi ve Gozo Koruma Komisyonu'nun tek bir kelime dahi etmemiş olması utanç vericidir.

Paylaş: