Heykel, resim, dini sanat ve kamusal sanat projeleriyle 25 yılı aşkın süredir sanat dünyasında aktif olan Antonio Mifsud, geleneksel teknikleri çağdaş bir yaklaşımla harmanlıyor. Hem Malta'da hem de yurt dışında düzenli olarak sergiler açan Mifsud, kendi çalışmalarının yanı sıra küratörlük projelerinde ve çeşitli sanatsal komisyonlarda da görev alıyor.
Son zamanlarda okuduğu kitaplar arasında arkadaşı Aleks Farrugia'nın yazdığı Ir-Re Borg öne çıkıyor. Kitabın zekice kurgulanmış hiciv ve mizahının altında çok daha ciddi bir mesaj yattığını belirten Mifsud, eserin okuru güldürürken aynı zamanda toplum, güç ve insan davranışı üzerine düşünmeye sevk etmesini etkileyici bulduğunu söyledi. Satirin, gerçekleri bazen ciddiyetten daha etkili bir şekilde ortaya çıkarabildiğini hatırladığını kaydetti.
Sinema tarafında ise 2026 yapımı İspanyol draması My Dearest Señorita'dan çok etkilendiğini ifade eden sanatçı, başrol karakterinin yaşadıklarına yüreğinin parçalandığını belirtti. Filmde sadece kendini kabul etme konusundaki ön yargıların değil, karakterin kendi bedeni ve kimliğiyle verdiği sancılı mücadelenin işlenmesini anlamlı buldu. Ailesinin onu anlamak yerine duygusal olarak terk etmesini sarsıcı bulan Mifsud, filmin dürüstlüğü ve duygusal derinliği nedeniyle kesinlikle tavsiye edildiğini vurguladı.
Zanaatkar Nick Pedullá tarafından yönetilen Pedullá Studio'yu düzenli olarak takip eden Mifsud, ahşap işlemeciliğinin bir sanat formuna dönüştürülme biçimine hayran. Özellikle planlamadan sunuma kadar olan olağanüstü organizasyon yeteneğini ilham verici bulan sanatçı, disiplinli çalışmanın yaratıcılıkla birleştiğinde hem işlevsel hem de sanatsal ürünler ortaya çıkardığını belirtti.
İtalyan müziğine, özellikle de "musica d’autore" tarzına tutkun olan Mifsud, favori ismi olarak Fiorella Mannoia'yı seçti. Sanatçının 2014 tarihli Fiorella albümünü, lirik hassasiyeti ve duygusal derinliği nedeniyle sık sık dinlediğini söyleyen Mifsud, özellikle Notti di maggio ve I dubbi dell’amore parçalarının kendisinde karşılık bulduğunu ifade etti.
Yaratıcılığını en çok besleyen yer ise kesinlikle Roma. Şehri mümkün olduğunca sık ziyaret ettiğini belirten Mifsud, Roma'nın atmosferinin, mimarisinin ve tarihinin kendisini sürekli yenilediğini söyledi. Sokaklardaki kahve kokusunu ve her köşenin bir hikaye anlatması hissini sevdiğini belirten sanatçı, şehirde yürürken Michele Zarrillo'nun Strade di Roma şarkısını dinlemenin deneyimi daha da özel kıldığını ekledi.