2008 yılında Avrupa Birliği'nin ekonomisi Amerika'nınkinden büyüktü. Bugün ise tablo tamamen tersine döndü. ABD ekonomisi şu anda yaklaşık %40 daha büyük; 32 trilyon dolarlık hacmiyle Avrupa'nın 23 trilyon dolarlık ekonomisinin çok önünde geçiyor. Amerika, değeri 1 trilyon doları aşan neredeyse tüm şirketlere ev sahipliği yapıyor. Avrupa'nın ise böyle bir şirketi yok. Bunu Avrupa'yı karalamak için söylemiyorum; burada yaşıyorum, köklerim burada ve bu kıtanın başarılı olmasını istiyorum. Ancak dolar bazındaki bu farkı inkar etmek zor ve bu durum tesadüfen ortaya çıkmadı. Fark, her iki tarafın risk ve sermayeye nasıl yaklaştığıyla ilgili. Avrupa, yoğun bir düzenleme katmanı oluşturdu ve devasa tasarruf havuzunu bankalarda bekletti. Amerika ise parayı yeni fikirlere yönlendirdi. Rakamlar yalan söylemez: Geçen yıl Amerikan girişimleri, Avrupa'dakilerin dört katından fazla girişim sermayesi topladı. Avrupa, araştırma ve geliştirmeye çıktısının %2'sini ayırırken, bu oran ABD'de %3,4. Mario Draghi, 2024 tarihli Avrupa rekabetçiliği raporunda bu durumu çok net özetledi: Son elli yılda değeri 100 milyar avronun üzerinde olan hiçbir AB şirketi kurulmadı. Değeri 1 trilyon doları aşan her ABD şirketi ise bu süre içinde kuruldu.
Peki tüm bunlar sizin için ne ifade ediyor? Bir finansal koç olarak, bu durumun siyasetinden ziyade bizim kendi evimizdeki yansımalarıyla ilgileniyorum. Çünkü çoğu Maltalının kendi parasını yönetirken aynı içgüdüyle hareket ettiğini görüyorum. Biz harika tasarrufçuyuz. 2024 yılında Malta, Avrupa Birliği genelinde en yüksek üçüncü hane halkı tasarruf oranına sahipti. Ancak tasarruf etmek ile yatırım yapmak aynı şey değil. OECD ve MFSA tarafından sunulan bir ankete göre, Maltalıların %73'ü geçen yıl parasını bir mevduat hesabına yatırırken, yalnızca %27'si hisse senedi, tahvil, fon veya ETF gibi herhangi bir finansal enstrümana yatırım yaptı. Bunu, yetişkinlerin onda altısının bir şekilde hisse senedi sahibi olduğu Amerika Birleşik Devletleri ile karşılaştırın. Avrupa'da neredeyse herkesden daha çok tasarruf ediyor, ancak kendimizi kıyaslamak isteyeceğimiz neredeyse herkesden daha az yatırım yapıyoruz.
Bunun sonucu ise devasa bir atıl nakit yığını. Ada sakinleri şu anda bankalarda yaklaşık 27 milyar avro tutuyor ve bu paranın büyük çoğunluğu neredeyse hiçbir getiri sağlamazken, her yıl enflasyon karşısında değer kaybediyor. Öte yandan, konut fiyatları maaşlardan daha hızlı artarken, koca bir nesil gayrimenkul piyasasının dışında kalıyor. Ortada acı bir ironi var. Ülke bir servetin üzerinde oturuyor, ancak servet biriktirmeye en çok ihtiyacı olan insanlar bu merdivenin basamaklarına bile tutunamıyor. Aynı ankette insanlara neden yatırım yapmadıkları soruldu. En çok verilen cevaplar tembellik veya açgözlülük değildi. Cevaplar, para kaybetme korkusu ve basitçe nasıl yapılacağını bilmemekti. Bu durumu garip bir şekilde umut verici buluyorum, çünkü bu iki neden de çözülebilir. Korku, anlayış geliştikçe azalır. "Nasıl yapılacağını bilmemek" ise finansal okuryazarlık eğitimiyle kapanacak bir açıklıktır.
Avrupa'nın yolu Brüksel'de belirleniyor ve bu sabah hepimizin bu konuda yapabileceği pek bir şey yok. Ancak kendi yolunuz evinizde belirlenir ve bu konuda yapabileceğiniz çok şey var. Ülkenin büyüme oranını değiştiremez veya gayrimenkul piyasasını bir gecede düzeltemezsiniz. Ancak paranızın bugün ne yapacağına siz karar verebilirsiniz. O halde sormaya değer bir soru var: Paranız, onu kazanmak için harcadığınız emek kadar çok çalışıyor mu?