Malta Disleksi Derneği (MDA) tarafından hazırlanan yeni rapor, Malta'nın eğitim sisteminin disleksili birçok öğrenciye yetersiz kaldığını ortaya koydu. Uzmanlar, eskimiş öğretim yöntemlerinin ve aşırı sınav uygulamalarının binlerce öğrenci için gereksiz engeller yarattığı konusunda uyarıyor.
Rapor, Küçük Girişimler Destek Programı tarafından finanse edilen çok oturumlu bir forumda yer alan 26 yerel disleksi uzmanının görüşlerini bir araya getiriyor.
Uzmanların vardığı sonuç oldukça net: Disleksili öğrenciler, yeteneklerini yansıtmayan yöntemlerle ölçüldükleri bir sistemde ilerlemek zorunda kalıyor ve bu süreçte önlenebilir stres, kaygı ve aşağılanma yaşıyorlar.
Uzmanlar, disleksili öğrencilerin pek çoğunun sürekli değerlendirmeler ve ihtiyaçlarına uygun olmayan geleneksel sınıf uygulamaları arasında sıkışıp kaldığını belirtti.
Rapor, öğrencilerden sınıf arkadaşlarının önünde tek tek yüksek sesle okuma yapmalarını istemenin veya onları hızlı soru-cevap baskısı altına almanın duygusal sıkıntı yaratabileceği ve özgüvenlerini sarsabileceği konusunda uyarıyor.
Uzmanlar bunun yerine, grup okuma etkinlikleri, oyun temelli öğrenme ve öğrencilere soruları yanıtlamadan önce bilgiyi işlemek için daha fazla zaman tanınması gibi daha kapsayıcı öğretim stratejilerinin uygulanmasını talep ediyor.
Raporun öne çıkardığı önemli bir endişe ise Okul Tabanlı Değerlendirmelerin (SBA) hâlihazırda uygulanma biçimi. SBA'lar başlangıçta öğrenmeyi desteklemek için düşük riskli bir araç olarak tasarlanmış olsa da uzmanlar, birçok okulun bu sınavları disleksili öğrenciler için sürekli bir baskı kaynağına dönüştürdüğünü tespit etti.
Rapora göre geleneksel kâğıt-kalem testleri; işlem hızı, çalışan bellek, dikkat, dil işleme ve yazılı ifade gibi alanlardaki zorlukları yeterince hesaba katmıyor. Bu nedenle öğrenciler, gerçekte öğrendiklerini ortaya koymakta güçlük çekebiliyor.
Uzman heyet, "Değerlendirme süreci, öğrencilerin başarısını farkında olmadan baltalıyor olabilir" sonucuna vararak okulların resmi sınavlara daha az ağırlık veren, daha esnek ve özgün değerlendirme yöntemleri benimsemesi gerektiğini vurguladı.
Uzmanlar ayrıca Malta Üniversitesi'ne giriş kolaylıklarından yararlanmak isteyen öğrenme güçlüğü çeken öğrenciler için mevcut koşulları da eleştirdi. Bugünkü kurallara göre öğrenciler, bazı kolaylıklardan yararlanabilmek için Matematik, Maltaca ve İngilizce gibi temel SEC derslerinde iki kez başarısız olmak zorunda.
Uzmanlar bu "önce başarısız olma" yaklaşımının acilen kaldırılması gerektiğini söyledi. Belgelenmiş bir öğrenme profili bulunan öğrencilere uygun olduğunda bu kolaylıkların otomatik olarak tanınması gerektiğini savunan uzmanlar, mevcut sistemin öğrencileri yükseköğretimden uzaklaştırabileceği ve ruh sağlıkları ile gelecekleri üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği konusunda uyardı.
Rapor ayrıca uzmanlaşmış öğretmen eğitimine daha fazla yatırım yapılması çağrısında bulunarak; öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının disleksi ve kapsayıcı eğitim uygulamalarına yönelik atölye, konferans ve eğitim olanaklarına katılması için desteklenmesi gerektiğini önerdi.
Raporun öneriler arasında yapılandırılmış okur-yazarlık yönteminin erken eğitimde standart bir yaklaşım olarak benimsenmesi ve okullarda hem personeli hem de velileri mevcut destek sistemleri konusunda yönlendirecek özel okur-yazarlık uzmanlarının görevlendirilmesi de yer alıyor.
Disleksi, beynin yazılı ve sözlü dili işleme biçimini etkileyen nörogelişimsel bir durumdur.
Okuma, yazma ve dil kavramayı zorlaştırabilse de uzmanlar, disleksinin zekâ ya da motivasyonla ilgili olmadığını vurguluyor. Disleksili pek çok kişi son derece yaratıcı ve yetenekli öğrenciler olup, beyinleri yalnızca dili farklı bir şekilde işliyor.
MDA, doğru reformlar yapıldığında Malta'nın eğitim sisteminin disleksili öğrencileri dezavantajlı duruma düşüren uygulamalardan uzaklaşıp, onların gelişebilecekleri bir modele yöneleceğine inanıyor.