Balzan'daki Macaroni Premier makarna fabrikasının yıkılmasıyla Malta, 20. yüzyıl mimari mirasından bir parçasını daha kaybetti. Bu kayıp, adanın modern yapı mirasının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Çünkü biz hatıralarımızdan ibaretiz ve hatıralar bize kimliğimizi verir. Bu tür yapıların silinmesi asla yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda kültürel bir kayıptır.
Malta, barok kiliselerin, sarayların ve surların korunması konusunda haklı olarak övünüyor. Bu anıtlar restore ediliyor, korunuyor ve adanın kültürel kimliğinin temel direkleri olarak kutlanıyor.
Ancak söz konusu 20. yüzyıl mimarisi, özellikle modernist ve endüstriyel yapılar olduğunda tutum çarpıcı biçimde değişiyor. Bu döneme ait yapılar sıklıkla harcamaya hazır malzeme olarak görülüyor; kültürel önemleri yerine üzerinde bulundukları arazinin inşaat potansiyeline göre değerlendiriliyor.
Bu durum daha geniş bir kültürel eğilimi yansıtıyor. Tıpkı Malta'da hâlâ modern sanata adanmış bir müze bulunmaması gibi, 20. yüzyıl mimarisi de yeterince değer görmüyor.
Balzan'daki Macaroni Premier fabrikasının yakın zamandaki yıkımı bu kaygı verici gerçeği açıkça ortaya koyuyor.
Endüstriyel yapı on yıllardır Lija, Birkirkara ve Balzan'ın kesişim noktasında duruyordu ve bölgenin girişini işaret ediyordu. Uzun süredir kullanılmıyor olmasına rağmen kentsel peyzajda belirgin bir varlık olarak kalmış ve bölgenin görsel kimliğinin parçasını oluşturmuştu.
Bugün bina moloz yığınına dönüştürüldü ve yerine çok katlı konut ile ticaret kompleksi yapılmak üzere alan temizlendi.
Kültürel Miras Müfettişliği binanın mimari ve tarihi değere sahip olduğunu kabul etmesine rağmen yıkım gerçekleşti. 1940'lardaki hava saldırısı sığınak planlarında belgelenen ve savaş arası endüstriyel mimari özellikler taşıyan fabrika, Malta'nın modernist peyzajının bir parçasıydı.
Ancak 20. yüzyıl yapılarında sıkça yaşandığı gibi, binanın miras değeri arazinin ekonomik potansiyeli karşısında ikinci plana düştü.
Mimar Theo Cachia alternatif bir yaklaşım önermiş ve orijinal fabrikanın temel unsurlarını yeni bir tasarıma entegre eden bir plan sunmuştu. Bu tür stratejiler çağdaş kentsel planlamada yaygın olarak kullanılıyor ve tarihi yapıların yeni işlevlere kavuşturulurken korunmasına olanak tanıyor.
"Bu süregelen örüntü, nihayetinde daha geniş bir kültürel hafıza kaybı sürecine katkıda bulunuyor."
Avrupa genelinde eski endüstriyel yapılar, mimari kimlikleri silinmeden kültür merkezlerine, galerilere, ofislere ve konut alanlarına dönüştürüldü. Bu projeler, tarihin görünür katmanlarını korudukları için çoğu zaman canlı kentsel ortamlar haline geliyor.
Ancak Malta, 20. yüzyıl mimari peyzajının kültürel değerini kabul etme konusunda hâlâ çekingen görünüyor.
Sorunun bir kısmı, bu döneme ait yapıların korumayı hak edemeyecek kadar yeni algılanmasından kaynaklanıyor. Oysa modernist mimari, 20. yüzyılın en önemli kültürel akımlarından birini temsil ediyor.
1920'lerden savaş sonrası dönemlere kadar Avrupa genelinde yayılan modernizm; işlevsel tasarım, yeni malzemeler ve toplumsal değişimle şekillenen yeni mimari diller ortaya koydu. Balzan fabrikası gibi yapılar, Malta'yı uluslararası mimari gelişmelere bağlayan daha geniş bir tarihsel anlatının parçası.
Avrupa'nın başka yerlerinde aynı döneme ait yapılar giderek artan biçimde kültürel simge olarak tanınıyor. Çarpıcı bir örnek, İrlandalı mimar Eileen Gray'in 1926-1929 yılları arasında tasarladığı E-1027 adlı modernist villadır.
Roquebrune-Cap-Martin'de Akdeniz'e bakan bu ev, Uluslararası Üslup'un öncü eserlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Gray bu evi mimari, mobilya ve gündelik yaşamı son derece kişisel ve işlevsel bir modern çevrede birleştiren bütüncül bir tasarım eseri olarak tasarladı.