Malta'nın kamu maliyesi temel ekonomi mantığından giderek uzaklaşıyor. Yıllardır süren güçlü ekonomik büyümeye rağmen devlet borcu ve harcamaları artmaya devam ediyor.
Maliye Bakanı Clyde Caruana'nın öncülük ettiği ucuz işgücüne dayalı büyüme modeli altında Malta'nın ulusal borcu nominal olarak iki kattan fazla arttı. Borç 2020'deki 5,4 milyar Euro'dan 2025 itibarıyla 11,3 milyar Euro'ya yükseldi.
Bu keskin artış, hızlı nüfus artışı, canlı bir işgücü piyasası ve pandemi sonrası toparlanmanın tetiklediği güçlü bir ekonomik büyüme döneminde gerçekleşti.
Ancak hükümet, ekonomik patlamayı kamu maliyesini güçlendirmek için kullanmak yerine verimsiz sektörlere ve siyasi amaçlı popülist harcamalara para akıtmaya devam etti.
The Shift'e konuşan ekonomistler, normal ekonomi ilkelerine göre hükümetlerin büyüme dönemlerinde açıkları azaltması ve mali tampon oluşturması gerektiğini belirtti. Malta'da ise bunun tam tersi yaşanıyor. Büyüyen ekonominin gelirleri artırmasına rağmen hükümet, her yıl GSYİH'nin yaklaşık yüzde 3'ü düzeyinde açık vererek borç yığınına ekleme yapmayı sürdürüyor.
Sorun yalnızca harcamaların büyüklüğü değil, aynı zamanda niteliği.
Artan harcamaların önemli bir bölümü uzun vadeli yatırımlar yerine cari giderlere gidiyor. Kamu sektörü maaşları, sübvansiyonlar ve günlük operasyonlar gibi kalemler verimliliği artırmıyor ve ekonominin temellerini güçlendirmiyor. Bu durum, artan borcun sürdürülebilir büyümeye dönüşüp dönüşmediği konusunda ciddi kaygıları beraberinde getiriyor.
Ekonomistler, maliye politikasının döngü karşıtı olması gerektiğine dikkat çekiyor: Hükümetler durgunluk dönemlerinde harcama yapmalı, büyüme dönemlerinde ise mali disiplini sağlamalı. Malta'nın yaklaşımı bu ilkeyle doğrudan çelişiyor.
Borç-GSYİH oranı nispeten sabit görünse de bunun nedeni büyümenin altta yatan borçlanma artışını gizlemesi. Deneyimli bir ekonomist The Shift'e "Ağır yükü büyüme taşıyor" diyerek mevcut gidişatın yapay olarak sürdürüldüğü uyarısında bulundu.
Bağımsız ekonomistler, Başbakan Robert Abela ve Caruana'nın uzun vadeli riskleri ele almak yerine kısa vadeli siyasi kazanımları önceliklendirdiğini söyledi. Hükümet, refah hissini ve "her şey yolunda" algısını korumak için ekonomiye para pompalıyor.
Aynı zamanda Malta'nın ekonomik modeli baskı altında olduğunun sinyallerini veriyor. Ucuz işgücü akışına ve sürekli emek genişlemesine dayanan model, altyapı üzerinde baskı oluştururken verimlilik kazanımları sınırlı kalıyor.
Ekonomistler, büyümenin hafifçe bile yavaşlaması halinde Malta'nın borç dinamiklerini ayakta tutan kırılgan dengenin hızla bozulabileceği uyarısında bulunuyor.
Harcamaların bileşimi kaygıların merkezinde yer alıyor. Üretken ve uzun vadeli yatırımlar için borçlanmak haklı görülebilir. Ancak Malta'da olduğu gibi tüketim ve cari harcamalardan kaynaklanan sürekli açıklar, mali disiplin konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Malta şu an için acil bir mali krizle karşı karşıya değil ve AB kurallarıyla büyük ölçüde uyumlu. Ancak ekonomik patlama döneminde borç biriktirmeye devam etmek derin bir yapısal soruna işaret ediyor. En iyi ihtimalle bu durum, kamu maliyesini daha sağlam bir zemine oturtma fırsatının kaçırılması anlamına geliyor. En kötü ihtimalle ise ekonomik koşullar kaçınılmaz olarak değiştiğinde yönetilmesi güç risklerin birikmesi demek.